
İş Hayatında Hangi Kişilik Tipine Sahipsiniz?
Yönetici: Dışa Dönük, Öngörülü Ve Titiz
İlgileri dış dünyaya yoğunlaşan, sezgileri güçlü, doğuştan lider tabiatlı kişilerdir. Karmaşık olayları kısa sürede kavrayıp hemen harekete geçer. İyi ve etkili konuşur. Çevresini tarayarak, sorunları çözmeyi amaçlar. Eskilerin basiret dediği öngörü yeteneği ile olayların akışına egemen olmayı hedefler. Tekrarlanan yanlışlardan ve verimsizlikten nefret eder. Yeni fikirlere açıktır. En önemli zaafı, kendine aşırı güvenmesi ve bu nedenle biraz baskıcı olmasıdır. İş dünyası için biçilmiş kaftan olduğundan kariyerinde adım adım yükselir. İyi yaşamayı sever.

1. Üniversiteden yeni mezun olacak arkadaşlara ilk tavsiyem, ilk işlerini seçerken dikkatli olmaları, mutlaka dürüst bir işverenle çalışmaya başlamaları. Gerçek ücretiniz üzerinden vergi ödeyen ve SGK primlerinizi doğru düzgün yatıracak bir işverenle çalışın. İlk işinizde asgari 1 yıl geçirin ve bu süre içinde çok çalışın, şirketinizde en az 3-5 kişi sizin hakkınızda olumlu düşüncelere sahip olsun. Bu illa da yöneticiniz olmak zorunda değil. İlk işinizde etkileyeceğiniz kişiler daha sonra da referanslarınız olacak ve size mutlaka faydaları dokunacaktır.

İş stresinin patronlar ve yöneticiler üzerinde yarattığı etki araştırma konusu oldu. Araştırmadan çıkan sonuç ise “patronların Mars’tan, yöneticilerin Venüs’ten geldiği” yönünde. Neden mi…
PATRONLAR MARS’TAN YÖNETİCİLER VENÜS’TEN GELİYOR
Meşhur fıkradır. Adamın biri papağan almaya gitmiş. Bakmış üç papağan birbirine bitişik kafeslerde duruyor. Dükkân sahibine önce ilk papağın fiyatını sormuş. 50 bin lira olduğunu öğrenince şaşırmış. Dükkân sahibi, “bu özel bir papağan” demiş “iki dil konuşur ve iki haneli işlem yapar.” “Peki ya ikincisi” diye sormuş adam. 100 bin lira olduğunu öğrenince, nedenini öğrenmek istemiş. Benzer bir cevap almış: “Bu papağan daha özeldir. …

Son zamanlarda medyada fazlaca duyduk “tahammül” sözcüğünü. Konu hakkında profesörlerden, TV yorumcularına, köşe yazarlarına dek pek çok kişi kalem oynattı, söz söyledi. Biz ne anlamalıydık, tahammül sözcüğünün ortaya çıkışından, dillendirilişinden, hatta altının dikkatle okunması gereken bir kavram olarak servis edilmesinden? Sözcüğün etimolojik olarak kökenine baktığımızda Arapça “nesnenin zorlayıcı dış etkenlere karşı kendini koruyabilmesi, dayanabilmesi” anlamıyla karşılaşıyor, yani bir duruma ‘tahammül etmekten’ bahsediyoruz. İnsanın hayatında doğduğu andan öleceği zamana kadar hayatının pek çok aşamasında tahammül etmek zorunda kalacağı, yani zorlayıcı dış etkenlere karşı kendini koruyacağı olaylar, durumlar, insanlarla karşılaşması çok muhtemel.

Reddedileceğinizden korktuğunuz için yeni ilişkilere başlamaktan çekiniyor musunuz? Sizi yeni ilişkiler ya da arkadaşlık kurmaktan alıkoyan şey reddedilme korkunuz ise, bunun çözümü var. Reddedilme korkunuzun üstesinden gelmeyi öğrenebilirsiniz. Reddedilmenin bizim için bu kadar zor olmasının nedenlerinden biri de aklımızda onun pek çok kötü çağrışımı olmasıdır. Çoğumuz için reddedilme; aşağılanmış, yeteri kadar iyi olmayan, işe yaramaz, yetersiz ve zavallı gibi kelimelerle özdeşleşmiştir. Bu kelimelerin bize düşündürdükleri reddedilmekten daha çok acı verebilir.
Reddedildiğimizde bu tür olumsuz kelimelere yönelirsek, bir dahaki sefere cesaretimizi toplayıp o konuyla yüzleşmek çok daha zorlaşır.

Bilge ve öğrencisi okyanus kıyısında geziyorlardı. Soğuk bir gündü ve rüzgar okyanusta kocaman dalgalar oluşturuyordu. Bir süre yürüdükten sonra bilge durdu ve öğrencisine sordu: “Bu büyük dalgalar sana neyi hatırlatıyor?” “Zihnimi hatırlatıyor” dedi öğrenci “ve durup dinlenmeden yol alan düşüncelerimi!” “Evet, fırtınalı okyanus zihnin, dalgalar da düşüncelerindir. Zihnin su gibi durudur, ne iyidir ne de kötü. Rüzgar ise dalgalara sebep olur; tıpkı arzu ve korkularının düşünceleri üretmesi gibi…” diye devam etti bilge. Öğrenci söz aldı: “Böyle bir okyanusun ortasında sallanan bir sandal içinde olmak istemezdim doğrusu.” Bilge: ”Oysa sen daima …

Onu ilk gördüğümde mesafeli ve soğuk bulmuştum. Kısa bir hoşgeldiniz kelimesinden sonra, elimi sıkmak için elini uzatmamıştı. Masasına oturmuş, benim de oturmam için önündeki sandalyeyi işaret etmişti. Sonra hiç yüzüme bakmadan işine devam etmiş, çalan telefonlarını cevaplamıştı. Nasılsınız iyi misiniz gibi sohbeti başlatacak bir cümle beklerken, bu kısa donuk karşılama alıştığım bir hareket değildi. Masada sabit oturmaması, hareketli olması, diğer masalarda oturanlarla kısa konuşmaları dikkatimi çekmişti. Sağ omzundan attığı şal, sağ kolunu gizliyor, bütün işini sol kolu ile yapıyordu. Telefonları cevaplıyor, önündeki küçük kağıtlara notlar alıyor, sonra bilgisayarına dönüp ekranına …