Tanrı ile Modern Kozmoloji Arasındaki Yaklaşımlar
Bilimsel kozmoloji ve dinî inançlar, evrenin kökeni ve doğası hakkında farklı yaklaşımlar sunar. Geleneksel olarak tek tanrılı dinler, evrenin tek yaratıcısının Tanrı olduğunu kabul ederken0, modern bilimsel kozmoloji evreni fizik kanunları ve gözlemsel verilerle açıklar. Bu yazıda İslam, Hristiyanlık ve diğer tek tanrılı inançlarda Tanrı kavramının kozmolojiyle nasıl ilişkilendirildiği ve modern bilim ile din arasında nasıl bir etkileşim olduğu ele alınacaktır.
Dinî Kozmoloji Perspektifleri
Tek tanrılı dinlerde Tanrı, zamandan ve mekândan bağımsız aşkın bir varlık olarak kabul edilir1. Evren ve içindeki her şeyin Tanrı tarafından yoktan yaratıldığı görüşü genellikle ortaktır2. Örneğin İslam düşüncesinde Kelamcılar, Tanrı’nın uzay-zamanın dışında var olduğunu ve evrenin başlangıcının kesinlikle bir Yaratıcı gerektirdiğini ileri sürerler3. Bu yaklaşımlar klasik kelâm geleneğinde aşağıdaki temel ilkelerle özetlenebilir:
- Zamansallık: Dünyanın zamansal, sonlu bir geçmişe sahip olduğu ve yaratmanın ex nihilo (yoktan yaratma) şeklinde gerçekleştiği kabul edilir4.
- Ayrılık: Tanrı’nın her türlü fiziksel olgudan ve evrenin maddi bileşenlerinden ayrı ve üstünde olduğu vurgulanır5.
Klasik kelamcılar arasında Ebu Hamid el-Gazali, “Başlangıcı olan her olayın bir sebebinin olması gerekir; dünya var olmaya başlamıştır; o halde onun bir sebebi olmalı” diyerek evrenin yaratılışı için Tanrı’yı işaret etmiştir6. Modern dönemde ise William Lane Craig gibi düşünürler Kelâm kozmolojik argümanını yeniden gündeme getirmiştir7. Bu argümanlara göre evrenin sonlu geçmişi, mutlak bir İlk Neden (Tanrı) gerektirir.
Modern Kozmolojinin Temel Özellikleri
Bilimsel kozmoloji, evreni yalnızca matematiksel modeller ve fizik kanunları çerçevesinde inceler. Özellikle son yüzyılda geliştirilen bilimsel kozmoloji, geleneksel dinî ve felsefî kozmolojiden farklı olarak matematiksel fizikle formüle edilir ve kesin, test edilebilir tahminler yapar8. Modern kozmoloji çalışmalarında karanlık madde, kozmik mikrodalga fon radyasyonu ve süpernova gibi gözlemsel veriler kullanılarak evrenin genişlemesi, yaşlanması ve şekillenmesi açıklanmaya çalışılır. Bu noktada bilim, Tanrı inancının ötesinde nesnel ve tekrarlanabilir kanıtlar arar.
Tanrı ve Büyük Patlama Teolojisi
20. yüzyıl ortasında kabul gören Büyük Patlama modeli, evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce sonlu bir başlangıcı olduğunu gösterir. Bazı teistler bu bulguyu Tanrı’nın yaratma eyleminin bir göstergesi olarak yorumlamıştır9. Örneğin Katolik Kilisesi bu konuyu desteklemiş; bu görüşün savunucuları arasında Papa Pius XII, genetikçi Francis Collins, filozof William Lane Craig ve astrofizikçi Hugh Ross gibi isimler yer almıştır10:
- Pius XII (Papa)
- Francis Collins (Genetikçi)
- William Lane Craig (Filozof ve Teolog)
- Hugh Ross (Astrofizikçi)
Bu “Büyük Patlama teolojisi” savunucuları, Büyük Patlama’nın evrenin sonlu bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koyduğu için geleneksel teizmi desteklediğini öne sürerler11. Örneğin, hem Büyük Patlama hem de teizm evrenin yoktan yaratıldığını söylediğinden bir ilintinin var olduğu düşünülebilir12. Ancak bu iddialara birçok bilim insanı ve teolog temkinli yaklaşır.
Örneğin Stephen Hawking, 2010 yılında yayımlanan kitabında “Büyük Patlama’nın fizik yasalarının kaçınılmaz sonucu olduğunu” ve evrenin “tanrıya başvurmadan da hiçten var olabileceğini” belirtmiştir13. Hawking ayrıca “yerçekimi nedeniyle, evren kendini hiçten yaratabilir” görüşünü savunmuştur14. Yani Hawking’e göre, evrenin başlangıcını açıklamak için Tanrı’ya gerek yoktur. Benzer şekilde Carl Sagan, “sonsuz geçmişe sahip bir evren asla yaratılmış olamazdı” diyerek sonsuz yaşlı bir evren fikrinin Yaratıcı gerekliliğini ortadan kaldırabileceğini vurgulamıştır15. Bu bilimsel bakış açıları, kozmolojinin fiziksel mekanizmalarla çözülebileceğini ve bu bağlamda Tanrı varsayımının gerekli olmadığını öne sürer.
Teolojik ve Çeşitli Yaklaşımlar
Din ile modern bilim arasındaki ilişkiyi ele alan çok sayıda farklı yaklaşım mevcuttur. Bazı teologlar, bilimsel bulguların Tanrı inancıyla temel bir çelişki oluşturmadığını savunur. Örneğin Hristiyan ilahiyatçı Arthur Peacocke ve Ian Barbour, evrenin yaratılış doktrinini “yaratılışın zamana bağlı değil, Tanrı’ya zaman ötesi bir bağlılık” olarak yorumlamanın en uygun yol olduğunu belirtmişlerdir16. Başka bir ifadeyle, yaratılışın Tanrı tarafından anlık bir olaydan ziyade sürekli bir ilahi etkinlik olduğuna işaret eden düşünceler vardır.
Katolik geleneğinde “creatio continua” (sürekli yaratma) doktrini, Tanrı’nın evreni her an var kılan temel güç olduğunu savunur. Bu bakış açısına göre yaratılış, fiziksel veya zamansal bir olgu olmanın ötesinde metafiziksel bir konudur17. Evrenin sonsuz olsa bile, Tanrı’nın değişmez yaratıcı varlığı hâlâ evrene temel sağlamaya devam ettiği kabul edilir. Bu nedenle birçok din adamı için, evrenin fiziksel bir başlangıcı olup olmadığı dindarlık için belirleyici değildir18.
Özetle, günümüz tartışmalarında Tanrı ve modern kozmoloji ilişkisi çok çeşitli perspektiflerle ele alınmaktadır. Bazı inananlar kozmik verilerin yaratılış inancını destekleyebileceğini düşünürken19, diğerleri evrenin işleyişinin tamamen doğal yasalara dayanabileceğini savunur2021. Bu farklı görüşler bilimsel kanıtların yorumlanma biçimine, dinsel metinlerin nasıl anlaşılacağına ve tanrısal doğa kavramına bağlı olarak değişiklik gösterir. Sonuç olarak, modern kozmoloji ve dinî inançlar arasındaki ilişki, hem din adamları hem de bilim insanları tarafından hâlen tartışılmaya devam etmektedir.
Bir yanıt yazın